Hayır, hayır komplo teorisi yazmayacağım. Bu terim almanca ve “Zamanın Ruhu” anlamına geliyor. Bir elbise, bir şarkı, bir araba, bir ev her şey dönemini anımsatır ve anımsama sadece bir tarih aralığına denk gelmez. İnsanda nostaljinin yanında bir duygu bütünlüğü oluşturur. Bu koku, tat, doku, psikolojik durum bir sürü şeyin karışımıdır ve her dönemin farklı olduğunu anlatır.
İçinde bulunduğumuz zaman bunu çok fark etmeyiz hatırladığımızda fark ederiz ve artık geçmiştir. Evet burada belgeselde de verilen yavaşça kaynatılan kurbağa benzetmesine geliyoruz ama farklı bir açıdan yaklaşalım. İnsan bu zamanın ruhunu içindeyken değilde sonradan mı fark ediyor. Yani değişim olmadan zamanın ruhunu yakalayamıyoruz sanki. Önemli olan geçen zamanın ruhu değil. Şimdiki zamanın ruhu.
Komşumuzla konsere gittik. Onların da iki kızı var. O yaşlarda biz ailemizle alışverişe bile gitmekten sıkılırdık. Bir iki örnek aile daha vardı ancak azınlıktaydık. Kötü demiyorum iyi de demiyorum. Sadece nedenleri üzerine düşünmek gerek. Konser hatırladığım konserler havasında değildi. Zamanın ruhu dediğimiz şey büyük oranda bizim algımızdan oluşuyor. Onu etkileyen de aslında tamamen dış faktörler.
2015 den sonra kırılan bişeyler oldu. Umduğunu bulamayanların kırılan özgüveni karşısında bizim de hevesimiz yükseldi. Özgüven kaybedenler güven sağlamak yerine yükselen hevesleri boğmaya karar verdi. Sonra her şey daha kötüye gitti. Buraya tarih yazacak değilim elbet. Sadece son yedi yılı hızlıca hatırlayın yeter.
Tüm olayların üzerine pandemi tuz biber oldu ve zamanın ruhu yakalanmak istenmeyen kurtulunmak istenen bir hale geldi. Bize yeni bir ruh gerek. Güvenle, hevesle, bilimle, saygıyla, sevgiyle, azimle zamanın ruhunu bu kez biz oluşturalım. Biz onu değil o bizi yakalasın. Olgular yılgınlık değil azim yaratsın içimizde. Yüz sene önce yaptık yine yaparız.
Sevgiyle kalın…